Masal Küçükköy’de geçirdiğimiz günler, bir tatilden çok daha fazlasıydı. Sanki bir Ege romanının içine düşmüş gibiydik. Taş duvarların arasında yankılanan sessizlik, begonvillerin gölgesindeki sabah kahveleri, eski bir köy evinin raflarında unutulmuş bir şiir kitabı gibi dokundu ruhumuza.
Odamızda her detay düşünülmüş… Renkler, dokular, ışık… Hepsi bir uyum içinde, bir masalın içindeymişiz hissi verdi. Sabahları avluda kurulan kahvaltı sofralarıysa başlı başına bir ritüeldi. Taze ekmek, zeytin, reçel ve o sakince akan zaman…
Ama Masal’ı Masal yapan sadece mimarisi, doğası ya da kahvaltısı değil… En çok da o içtenlikti. Gülümseyerek karşılandık, sevgiyle uğurlandık.
Burada her şey sade ama büyülü. Gösterişsiz ama çok zarif.
Kendimizi bulduğumuz, birbirimize yeniden aşık olduğumuz bir yer oldu bizim için.
Kalbimizin bir parçası orada kaldı…
Yine geleceğiz. Belki bir kitapla, belki sadece bir sessizlik özlemiyle. Ama mutlaka…